23 yaşımdayım, çocukluğumda herkes kadar ben de mahalle maçı yaptım, ama futbola diğer çocuklar kadar ilgim yoktu, daha ziyade basketbol oynuyordum ve futbola bakışım sadece “Bu hafta ne yapmış bakalım Eskişehirspor?” mantığıyla maçtan bir sonraki gün gazetelere bakmaktan ibaretti... Ancak, üniversiteye hazırlanmak için dershaneye gitmeye başladığımda kafamda belli belirsiz her maç çıkışı taraftara bakıp “takım bu denli kötü giderken neden ısrarla takımın peşinden giderler?” düşüncesi belirmişti.
2005 Eylül ayında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni kazandım ve Yurt-Kur’a bağlı olan bir yurda yerleştim. Benim kaldığım oda 14 kişilikti ve bu odada kalan diğer on üç arkadaşımdan altısı Orduluydu... 2004-2005 sezonunda 2. Lig B kategorisinde bilindiği üzere olaylı Orduspor - Eskişehirspor maçı oynanmış ve TFF’den bizim aleyhimize bir karar çıkmıştı. Henüz konu iki şehirde de unutulmamışken, tek başıma İstanbul gibi bir yerde Orduluların arasında kalınca ister istemez yurt odasında konusu geçtiğinde şehrimin takımını savunmaya başlamıştım. Zaten, her Eskişehirli gibi benim de siyah kırmızı formam vardı ve diğer arkadaşlarıma inat yatağımın baş köşesine asmıştım. Bu inatla beraber, sıkı bir şekilde Eses’imi takibe başladım ve henüz 2. Lig B kategorisindeyken maçlara gidip gelmeye başladım İstanbul'dan.
O hızla önce Lig A’da geçen iki yıl ve ardından bu sezon geri döndüğümüz Süper Lig’e çıktık... Bu süreç esnasında daha önce yaşamadığım güzel bir his yaşadım ve bu beni takımıma daha çok bağladı... Çevremde herkesten, gurbetteki tüm Eskişehirsporlular gibi, aynı soruyu duymaya başladım, “Tamam Eskişehirlisin ve doğal olarak Eskişehirsporlusun, ama başka..?” İşte bu noktada verilen cevap bize hep gurur vermiştir: “Başka diye sorana inat, sadece Eskişehirspor!” Kısa ve net... Bir sevda ancak bu kadar açık anlatılabilir... Diğer Anadolu şehirlerine kıyasla Eskişehir, Türk futbolunda bir fark yaratmıştı ve herkes tarafından saygı duyulur hale gelmişti. Bunu yaşım ilerledikçe daha iyi anlıyordum...
Zamanla, diğer Eskişehirspor sevdalılarını tanıdım, kimi yaşça çok büyük, 70’li yıllarda yaşamış o dilden dile dolaşan hikayeyi; kimi henüz benimle akran, sadece duyduklarıyla efsaneyi hissetmiş ve bu sevdaya belki de en kötü yıllarında tutulmuş... Ama o 60 yaşındaki koca adamla biz gençlerin arasında su sızmaz bir samimyet var bir konuda: “kara-kızıl sevda..” Bu sözü 7 yaşında Eskişehirsporlu olmuş Antalya kökenli İstanbul/Kasımpaşa doğumlu bir büyüğümden, Selahattin Erdoğan’dan duymuş ve o anda benimsemiştim!
Bugün itibariyle takımımız Süper Lig’de ve herkesin imrenerek baktığı bir noktada... Belki 12 yılın pasını attığımız bu sezon ligde orta sıralardayız, ama önümüzdeki sezonlarda 70'li yılların efsane “Kırmızı Şimşekler”i yeniden canlanacak ve bir şehir dolusu genç, yaşlı, bayan, erkek bir arada nasıl kenetlenir, herkese hatırlatmak üzere tekrar çakacak Anadolu üzerinde...
Artık çocuk yaşlarımdayken saygı duyduğum ama anlamadığım o duyguyu her şeyden çok hissediyorum ve gittiğim her yere ESES sevgimi de yanımda götürüyorum; en güzeli de ilerde çocuklarıma veya küçüklerime nakledeceğim bir heyecan var, ESKİŞEHİRSPORLU olmak…