Koca yaz geçmek bilmedi, sezonun başlamasını büyük bir heyecanla bekliyordum. Evimizde Ankaragücü ile oynadığımız hazırlık maçından sonra, ilk hafta İstanbul`da İstanbul Büyükşehir Belediyespor’la oynayacaktık. Bir hafta öncesinden İstanbul’a gittim. Liseden arkadaşım olan, kardeşten öte sevdiğim Ömer ÜNAL, her zamanki gibi bana evinin kapılarını açtı. Evde, sokakta, parkta, nerede olursak olalım, Ömer’le sürekli tezahürat yapıyorduk.
Atatürk Olimpiyat Stadı’na ulaşım zor olduğundan, Boğazın Kırmızı Şimşekleri (BKŞ) stada topluca ve kolayca gidebilmemiz için bir organizasyon düzenleme kararı aldı. Maç günü Taksim Meydanı’nda toplanıp, stada otobüslerle gidecektik. Kararlaştırılan saat yaklaştıkça Taksim Meydanı gelincik tarlasına dönüşmeye başlamıştı, her geçen dakika yeni gelincikler açıyordu. Otobüsler bizi Atatürk Kültür Merkezi’nin önünden alacaktı. Otobüslerin orada beklemesi zor olacağından, Kasımpaşa Stadı’nın üst tarafında bulunan, TRT binası önünden hareket etme kararı alındı. Otobüslere ulaşmamız için biraz yürümemiz gerekecekti. Bu değişikliğe en çok sevinenlerden biri de bendim. Çünkü topluca İstiklal Caddesi boyunca yürüme imkanımız olacaktı. Play-offlarda, Boluspor maçından önce, emniyet güçleriyle herhangi bir sorun yaşamamak için İstiklal’de topluca yürüyememiş, stada giderken farklı bir güzergah izlemek zorunda kalmıştık. Oradaki kalabalığın arasından Eskişehirspor marşları söyleyerek geçememek benim içimde kalmıştı. Ama bu defa yürüyebilecektik.
Sayımız yüzden fazlaydı. İstiklal Caddesi’ne yaklaştıkça hepimiz daha yüksek sesle bağırıyorduk. Caddenin başına geldiğimizde, artık bir klasik haline gelmiş olan “Bir Baba Hindi...” tezahüratını yapma kararı aldık. Sesimizi caddenin başından sonuna kadar duyurmalıydık ki, yukarıdan gelen kalabalığın Büyük Eskişehirspor taraftarı olduğunu o an orada bulunan herkes anlamalıydı. Nitekim öyle de oldu. “Es Es Es, Ki Ki Ki, Eski Eski Es” diye üç kere hep bir ağızdan haykırdık, üçüncüsü sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gür ve uzundu. İşte o andan sonra İstanbul’un en canlı yerlerinden biri olan İstiklal Caddesi’nde sanki hayat durmuştu. Oraya hayat veren yalnızca bizdik. Bir şeylerle meşgul olan insanlar, işlerini güçlerini bırakıp bizi seyretmeye başlamıştı. Kimisi yanındakini dürtüp bizi gösteriyor, kimisi bizimle birlikte marşlarımıza eşlik ediyordu. Herkes bizi alkışlıyor, turistler fotoğraflarımızı, videolarımızı çekiyordu. Cadde boyunca, hangi mekanın önünden geçsek, o dükkanda bulunan insanlar dışarı çıkıyor, bizi izliyordu. Camlardan sarkan insanlar bize el sallıyorlardı. Biz de karşılaştığımız bu durumun haklı gururuyla yürümeye ve marşlarımızı büyük bir coşkuyla söylemeye devam ediyorduk. Tramvay yolun tam ortasından geçtiği için, bir ara ikiye bölünmek zorunda kaldık. Ama biz bu durumu da hemen fırsata dönüştürmesini bilip, karşılıklı “Siyah, Kırmızı, Şampiyon, EsEs” çektik. Etrafımızdakilerin de bize katıldığını görmek, İstiklal’i EsEs nidalarıyla inletmek, yaşanabilecek en büyük gurur ve mutluklardan biriydi benim için. Sanki şuan o günü tekrar yaşıyorum ve tüylerim yine diken diken...
Biz aşağı doğru yürüdükçe, insanlar da bizim kalabalığımıza katılıyor, bizimle birlikte tezahüratlarımızı söylüyorlardı, bir çığ gibi büyüyorduk. Biz de en güzel bestelerimizi arka arkaya hiç durmadan söylüyorduk. Aramızda, “Denyo Faruk” olarak anılan Faruk Ağabeyimiz de vardı. Bir kere daha “Bir Baba Hindi..” yapma kararı aldık. “Çök, çök, çök...” ve Faruk Ağabey ortada... İnsanlar sus pus olmuş, pür dikkat bizi izliyorlardı. Faruk Ağabey kendine has stiliyle; “Bir Baba....”, biz hep bir ağızdan “Hey Allah”... Coşkumuz doruk noktasındaydı. Hayatımda çektiğim en keyifli EsEs’lerden birini yine boğazım parçalanırcasına bağırarak çektim. Benden mutlusu, benden gururlusu yoktu. Sanki İstanbul yeniden fethediliyordu, fatihleri de Eskişehirspor taraftarlarıydı. Orada bulunan hiç kimse, akıp giden zamanla birlikte, cadde boyunca ES’ip geçen Eseslilerin gitmesini istemiyordu. Çünkü biz, bir yaz gününün öğleden sonrasında, sıcaktan ve hayatın zorluklarından bunalmış insanların yüreklerini serinleten, içlerini ferahlatan en güzel ESintiydik..O gün İstanbulluların ve İstanbul’un bizi ne kadar özlemiş olduğuna bizzat şahit oldum. Ligin rengi tekrar gelmişti. Yıllar sonra kaldığımız yerden tekrar devam ediyorduk..
O gün statta 2500-3000 Eskişehirsporlu vardı. Maç 0-0 bitti. İstediğimiz sonucu alamamıştık, fakat maçtan önce EStiklalde yaşadığımız mutluluk bize fazlasıyla yetmişti..