09.09.2010 Perşembe

Efsane yaratan devrimci: GegiçEfsane yaratan devrimci: Gegiç

Yalçın Kılıçoğlu Fenerbahçe’de görevde olduğu bir sezonda camiayı memnun edemeyen Abdullah Gegiç’le bağlantı kurar ve Eskişehirspor’un altın devri için kuyumcu, Eses’e gelmeye ikna edilir.

SAYI 2 / 26.09.2008

1. Lig serüvenine başladıktan bir süre sonra Cihat Arman’la yollarını ayıran Eskişehirspor yönetimi ilk önce, 3 Temmuz 1965’te jübilesini yapmış olan Basri Dirimlili’ye teklif götürür. Doğup büyüdüğü şehre hizmet etmek istediğini belirten Dirimlili bir yıl izin ister. Bunun üzerine yöneticilerden Yalçın Kılıçoğlu Fenerbahçe’de görevde olduğu bir sezonda camiayı memnun edemeyen Abdullag Gegiç’le bağlantı kurar ve Eskişehirspor’un altın devri için kuyumcu, Eses’e gelmeye ikna edilir.

Eğitim ve disiplini sayesinde yavaş yavaş ismini duyurmaya başlamıştır Gegiç… Niş’ten sonra iki yıl çalıştırdığı Sarejevo’yu ilk yıl dördüncü, ikinci yıl da ikinciliğe getirir... İleriki yıllarda Türkiye’de çok sık başına geleceği üzere şampiyonluğu kıl payı kaçırmasının ardından Yugoslavya’daki lakabı hazırdır: Amatör ruhunun kurtarıcısı.!

Yugoslav Ümit ve B Milli takımlarının ardından, Çiriç’ten sonra A Milli takım antrenörlüğüne getirilir. A milli takımda hocalık yapmak hiç de kolay değildir. Zaten Gegiç bu şerefli göreve Yugoslavya’nın en büyük kulüplerinden Belgrad’ın Partizan takımında 1964-65 sezonunda kazandığı lig şampiyonluğunun ardından getirilir. Çalıştırdığı takım Rusya’yı Moskova’da 1-0 yenince dikkatleri iyice üzerine çeker. Abdullah Hoca’yı tüm dünyaya tanıtan ve Türkiye’ye gelmesine vesile olan takım yine Partizan olmuştur. Gegiç’in kendi ağzından dinleyelim:

“1965-66 sezonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda Partizan’la çok başarılı maçlar çıkardık. Sırasıyla Nantes, Werder, Sparta Prag ve Manchester United takımlarını eledikten sonra finalde Real Madrid’le karşılaşmaya hak kazandık. Bu maç benim için çok önemliydi. İkinci maç Brüksel’de oynanacaktı. Son 15 dakikaya kadar maçı 1-0 önde götürdük. Defanstaki birkaç hatamızı affetmeyen Real maçı 2-1 kazandı.”

Çok önemsediği bu maç sadece kariyerini değil ilk çocuğunun hayatını da şekillendirmişti. Gegiç o maçın acısını yüreğinde her zaman yaşatmak için ilk çocuğu olan oğluna maçın oynandığı Brüksel ismini verir: Brüksel Gegiç. Dönemin spor magazin sayfalarında Gegiç’in Brüksel’i futbolcu olarak yetiştireceği ve Brüksel’in intikamını alacağına dair haberler yapılmış. Gegiç’e büyük bir merakla soruyorum tabii, “O şimdi başarılı bir mühendis” cevabıyla gülümsüyorum.

Gegiç’in iki oğlu daha var ve tahmin ettiğiniz üzere ikisinin ismi de anlamlı: Anadol ve Kadir!.. Kadir 1975 yılında İstanbul’da bir Kadir Gecesi doğmuş. “Neden Anadol”

soruma ise gözlerinin içi gülerek muzaffer bir komutan edasıyla cevap verdi Gegiç Hoca:

“Anadolu’da futbol ihtilalini kim yaptı? Ben yaptım; Eskişehir’de!.. O yüzden de oğlumun adını Anadol koydum. 1969 Ekim’inde, yani Eskişehirspor’umuzun futbolda Anadolu ihtilalini gerçekleştirdiği günlerde doğan çocuğuma bundan daha uygun bir isim koyamazdım. Oğullarımın ismi hem ilginç hem de son derece anlamlıdır. Benim için… futbol için… ve Eses için. Belirtmeye gerek var mı? Dördüncü evladım da Eskişehirspor’dur.”

Gegiç Türkiye’ye çok yüksek bir kariyerle gelmiştir…

“Türkiye’ye geldiğimde teknik direktör olarak Avrupa’da ikinci, dünyada üçüncü sıradaydım. Fransa’da o yılın futbol istatistiklerine bakın, arşivlerine bakın, bu doğrudur. Ve eğer finalde Real’i yenseydim her şey hazırdı, ertesi gün Real Madrid’in başına geçecektim… Ama olmadı, kaderimizde Türkiye’ye gelmek varmış. Bunları şunun için söylüyorum; ben Türkiye’ye ‘göçmen’ olarak gelmiş bir adam değilim!..”

Kariyerinin doruğundayken hocanın Türkiye’ye gelmesinde duygusal nedenler ağır basmış. Fenerbahçeli yöneticiler Gegiç’le anlaşmak için birçok kez yanına gelmişler. Teklifi kabul etmesinin altındaki neden, babasının vatan sevgisi:

“Babam Türkiye’yi çok seviyordu ve Türkçe biliyordu. Bizim oralara Cumhuriyet gazetesi ulaşırdı en çok… 1930’lu yıllarda Beşiktaş’ı, Fenerbahçe’yi, Galatasaray’ı ve Türk futbolunu bu gazetenin spor sayfaları sayesinde tanıyorduk. O dönemin pek çok yıldız futbolcusuyla ilgili çıkan haberleri en ince ayrıntısına kadar takip ederdik.

Faruk Ilgaz’la Kadir Has beni Fenerbahçe’nin başına getirmek için iki hafta ikna etmeye çalıştılar. Belli bir noktadan sonra yanlış karar verebilirim düşüncesiyle ailemle temasa geçtim. Rahmetli babam, ‘Abdullah, beni baban olarak kabul ediyorsan hangi şartlar altında olursa olsun Türkiye’ye hizmet edeceksin… Bu benim sana vasiyetimdir.’ deyince cevabım artık ‘hayır’ olamazdı… Anlaştık ve 1996 yılında cebimde 200 dolar olduğu halde Türkiye’ye, Fenerbahçe’ye geldim. O zamanlar Fenerbahçe’nin doğru dürüst bir çalışma sahası yoktu. İdman için 40 km. uzaktaki Anadoluhisarı’na gidiyorduk. Futbolcular kayıklarla idmana geliyordu…

35 yılı aşkın bir süredir de bu ülkedeyim ve babamın vasiyetini hakkıyla yerine getirdiğimi düşünüyorum…”

Sezonluk başarılara endekslenen takımlarda sezon sonunda şampiyonluk yakalanamadığında hep birilerinin takımla ilişiği kesildiği gibi, Abdullah Gegiç de 1966-67 sezonu bitiminde takımı şampiyon yapamadığı için FB’den ayrılmak zorunda kaldı. 19 Haziran 1967’ de geldiği Eskişehir’de bir yıla yakın bir süre, Eskişehir futbolunu çok iyi bilen Galip Türkkan’la çalışan Gegiç, daha sonra Eses’ten ayrılana dek Abdullah Matay’la çalıştı. Eskişehirspor’la hayata geçirdiği pek çok uygulamayla ülke futboluna da çok şeyler kattı. Maç sabahı idman yapan bir takımla ilk defa onun zamanında karşılaştı Türkiye… Atatürk Stadı’nda ve Şeker Fabrikası’nın emektar sahasında maç günü yapılan ağır antrenmanlara Eskişehirsporlu futbolcular kısa sürede alıştı ve göze hoş gelen, modern futbolla kırmızı şimşekler futbolseverlerin sempatisini kazandı.

Gegiç’in tek yeniliği maç sabahı rakipleri otelde uyurken Eses’e idman yaptırması değildir elbette… Bir gün antrenmana elinde ortası delik kocaman kartonlarla gelen hoca, futbolcularının şaşkın bakışlarına aldırış etmeden önce kartonları ikiye ayırır ve her futbolcuya bir tane vererek, “Bre bunlar sizin kravatlarınız, bu kartonları boyunlarınıza geçirıysınız, top sürmeye başlıysınız…” der. “Gegiç’in Futbol Kravatı” olarak anılacak olan bu kartonları boyunlarına geçiren futbolcular ilk zamanlar yerdeki topu göremedikleri için zorlanırlar ama kısa bir süre sonra artık aşağıya bakmadan kafaları dik bir şekilde top sürmeye başlarlar. Başları havada futbol oynayan takımın hem pas isabet yüzdeleri artmış hem de şık bir görüntü oluşmuştur. Bunun dışında hava toplarında üstünlük sağlamak için sarkaçla çalışan futbolcular bu sayede hem kafa vuruşlarını düzeltmiş hem de sıçrama kabiliyetlerini geliştirmişlerdir. O dönemlerin maçlarını izleyen taraftarlar İsmail Arca’nın ve rahmetli Abdurrahman’ın defansta havadan gelen topları hiç affetmemelerini bu pratiğe borçlu olduklarını bilirler. Gegiç, Galip Hoca’yla Atatürk Stadı’nın yanındaki çalışma sahasına bir beton duvar yaptırır sonraki günlerde… Betonu kare kare bölüp numaralandırdıktan sonra futbolculardan nokta atış ister çalışmalarda. Örneğin her idmanda 30 kere 2 numaraya çalışan ayaklar artık rakip kalede topu istedikleri noktaya göndereceklerdir. Konuştuğum bütün futbolcular hocalarının bunun gibi pek çok yeniliğiyle top tekniklerini geliştirdiklerini ve Gegiç’in öğrenmeye ve bilgilerini aktarmaya ne kadar istekli olduğunu söylediler.

Eskişehir’e gelirken Fenerbahçe’den Canan ve Cengiz’le merhum Masör Kazım’ı da getiren Gegiç, Eskişehirspor’da lig şampiyonluğu kazanamamıştır ama Türkiye ve Cumhurbaşkanlığı kupalarını almayı başarmıştır. Gegiç 1971 yılında, Cumhurbaşkanlığı Kupası maçından sonra, Sarajevo’yla anlaşarak Eskişehirspor’dan dostça ayrılır.

* Nostalji bölümü, Özgür Topyıldız'ın "Anadolu Yıldızı Eskişehirspor" adlı kitabından alıntıdır.




Kategorideki diğer haberler
- Eses'in 1. Lig’e yükseliş öyküsü
-
Kırmızı Şimşeklerin Doğuşu
-
Eses’ten Önce Eskişehir’de Futbol
-
Efsane yaratan devrimci: Gegiç
-
Sen şampiyon olmasan da!..

Eskişehirspor Dergisi © 2010
Powered by
PORTRE İletişim Sanatları NetSmartBOX Web Çözümleri