Bu ligde mücadele eden A2 takımımızın teknik sorumluluğunu üstlenen Güven Sabaz hocamızla bu dönüşümün olumlu ve olumsuz yönlerini değerlendirdik.
Kendisiyle yaptığımız röportajda Güven Hoca her zamanki gibi altyapımızın geleceğinden umutlu olduğunu dile getirirken, altyapının uzun soluklu bir iş olduğunu ve bir süreç gerektirdiğini de vurgulamadan geçemiyordu.
Bu yıl TFF tarafından yapılan bir değişiklikle PAF Ligi’nin yerine A2 Ligi oynanmaya başladı. Bu durum yapılanmamızı nasıl etkiledi?
Sezona PAF Ligi oynanacakmış gibi başlamıştık. Hazırlıklarımızı bu şekilde yürütüyorduk. Fakat maçların başlamasına çok kısa bir süre kala PAF Ligi A2 Ligi’ne dönüştürüldü. Tabii yeni bir ligin olumlu ya da olumsuz anlamda neler getireceğini yaşamadan bilemezdik. Bu ligle ilgili olarak şu ana kadar yaşadıklarımızı özetlersek, A2 Ligi’nden kesinlikle memnun değiliz.
Oysa ki sezon başında A2 Ligi’nin, A takımda kadroya giremeyen gençlerin kendilerini gösterebilmeleri için bir vitrin özelliği taşıyacağı düşünülüyordu. Sizce buradaki en büyük sıkıntılar neler oldu?
Bana göre ligin bu kuruluş amacıyla, gidişatı arasında önemli bir uçurum oluştu. Burada takım içinde yaşanan ilk olumsuzluk A takıma yükselmiş oyuncuların yeniden altyapıya döndüğü zaman yaşadığı çeşitli sıkıntılar oldu. Çünkü yukarıya yükselmiş bir oyuncu artık kendisini yetişmiş görür ve hep orada oynamak ister. Yeniden aşağıya bakmak istemez. Tekrar altyapıya dönerse de zorlanır. Bundan psikolojik olarak etkilenir. Sonuçta yine gelip oynar, ama bu futbolcuların kendi iç dünyalarında bunu kabullenmeleri oldukça zor olur. Ve bu futbolcular mevcut takımın ahengini de bozabilir.
“Oyuncularımızı A2 Ligi’ne konsantre etmekte oldukça zorlandık”
Peki mevcut takımdaki oyuncular bu durumdan nasıl etkilendi?
Altyapımızdaki oyuncular da bu durumdan olumsuz etkilendiler. Çünkü onlar da yukarıdan gelen oyuncuların takımda doğrudan oynayacağını düşünerek, kendilerini bu lige yeterince hazırlayamadılar. Dolayısıyla bu durum tüm oyuncularımız üzerinde negatif bir düşünce oluşturdu. Tabii durum böyle olunca A2 takımında hem yukarıdan gelen oyuncuda, hem de aşağıdan yetişen oyuncuda ister istemez bir konsantrasyon eksikliği, bir isteksizlik oluştu. Biz sezon başından beri futbolcularımızla sık sık konuşup onların psikolojilerini düzeltmeye çalıştık. Fakat açıkçası onları bu lige konsantre etmekte oldukça zorlandık.
Sonuçta bu lig izlenen bir lig olacaktı. Özellikle statüye göre ligin sonu iyi bitecekti. Sezonun sonunda gruplardaki takımlar bir şehirde toplanacak ve play-off oynayarak kendi aralarında bir birinci çıkaracaklar. Bu ligin özellikle o kısmı zevkli olacak. Orada takımdaki futbolcular da kendilerine daha iyi pazarlar bulabilecekler. Örneğin bizim takımımızda gelecekte forma giyme şansı bulamayacak bir oyuncu bir Bank Asya ya da 2. Lig takımına transfer olabilecek. Çünkü o turnuva herkes tarafından izlenecek.
Kadronuzda yer alan oyuncuların bir bölümünün A takımla antrenmana çıkıp sadece maçlar için sizin ekibinize katılmaları da kuşkusuz önemli bir sorun.
Elbette. Takımımızda oynayan 6 oyuncumuz, Kayacan, Veysel, Alper, Hüseyin, Tarık ve Selçuk antrenmanlara A takımla çıkıp sadece maçlarda bize katılıyorlar. Dolayısıyla bu da A2 Ligi’nin oluşumuyla karşılaştığımız bir başka zorluk oldu. Ama şu da kesinlikle yanlış anlaşılmasın. Bu durum kesinlikle A takımın balansını bozmuyor. Onlar normal şekilde antrenmanlarına devam ediyorlar. Ancak her ne olursa olsun, biz Eskişehirspor’a oyuncu yetiştirmekle mükellefiz ve ligin yapısının değişmesiyle bu görevimize bir yenisi daha eklendi: Eskişehirspor’daki oyuncuları hazır tutmak... Bu ligin kurulmasındaki asıl amaçlardan biri de bu zaten. Tabii bu ligin kapsamının biraz daha genişlemesi halinde bu lig kulüpler için daha faydalı bir hale gelebilir.
“Bu yapısıyla A2 Ligi’nin faydasından çok zararı oluyor” Sanırım sezon başında da kurulması tartışılan ‘rezerv lig’ konusuna geleceksiniz?
Evet, farklı bir lig kurulup A2 Ligi için kabul edilen yaş sınırının olmadığı, dolayısıyla A takımda forma giyemeyen tüm oyuncuların mücadele edebildiği bir ligin kulüpler için daha faydalı olabileceği kanaatindeyim. Aksi takdirde biraz önce söylediğim handikaplarla kesinlikle karşılaşıyorsunuz ve bu ligin faydasından çok zararı oluyor. Aslında bu ligin kurulmasıyla birlikte tüm futbol kamuoyunun beklentisi şuydu: Diyelim ki yukarıda oynayan bir oyuncu formsuzdu ya da bir sakatlık geçirmişti. Bu oyuncunun A2 Ligi’nde birkaç maç oynayıp yeniden formunu bulduktan sonra, bu lig sayesinde yeniden maç eksiğini gidermiş bir biçimde A takıma dönebileceği düşünülüyordu. Ama yaş sınırı gelince bu beklenti de gerçekleşmedi. 24 yaşındaki bir oyuncu burada oynayamıyor. Tabii sonuçta yaşana yaşana doğru bulunacak. Belki bu lig kaldırılacak ya da geliştirilerek devam edecek. Ben A2 Ligi’nde takım çalıştıran diğer hocalarla da görüştüğümde, onların da bu ligden memnun olmadıklarını görüyorum.
Peki A2 Ligi’nin getirdiği olumlu bir yön oldu mu?
Sonuçta bahsettiğim gibi oyuncu yetiştirme ve motive etme anlamında çok zorlanıyoruz. Ancak A2 Ligi bir açıdan yararlı olabilir. Bu ligde verim gösteremeyen bir oyuncu A takımda zaten oynayamayacaktır. Kulüplerin bu lig vasıtasıyla bunu görmeleri de mümkün olacak. Sonuçta oynatılmayan bir oyuncunun durumunu görmek mümkün olmaz.
Peki ligin statüsündeki bu değişim gerçekleşmeseydi eski yapısıyla PAF takımımız şu an hangi noktada olabilirdi?
Biz sezon başında oldukça iyi ve motive bir takıma sahiptik. Oynadığımız hazırlık maçlarının çoğunu kazandık. Sadece kalede bazı sıkıntılarımız vardı. O sıkıntıyı da aşabilirsek bu sezon PAF Ligi’nde ilk 5’e oynayacağımızı düşünüyorduk. Takımımıza 1990 doğumluların yanı sıra, çok sayıda 1991 doğumlu oyuncu almıştık ve bunlar önümüzdeki yıl da takımda forma giyebilecekti. Tabii yaşanan bu değişimin ardından pek çok sıkıntı çektik. Ancak sezon içinde bu yapılanmaya zamanla alışacağımızı düşünüyorum. Sonuçta burada üst yapıdan oyuncularımızı oynatıyoruz. Kulübün baş antrenörü gelip maçlarımızı izliyor. Futbolcularımızla ilgili daha net fikirlere sahip oluyor.
“Rıza Çalımbay altyapımızla yakından ilgileniyor” A takım hocamız Rıza Çalımbay ile nasıl bir bilgi/fikir alış verişiniz oluyor?
Rıza Hoca ile her hafta buraya gelen oyuncularla ilgili fikir alış verişinde bulunuyoruz. Zaten kendi gelip bütün maçlarımızı seyrediyor. Altyapımızla çok ilgili. Bize büyük destek oluyor. Sezon başında takımımdaki oyuncularla bir toplantı yaptı. Orada “Benim takımımda 25 A takım, 20 de siz olmak üzere 45 oyuncu var” dedi. Bu da oyuncularımıza çok önemli bir mesajdı. Takımdaki genç arkadaşlarımızın da tüm bu söylemlerden sonra oturup düşünmeleri gerekiyor. Burada onlara çok büyük iş düşüyor. Kendilerine bakmaları lazım. Antrenmanlarını, yemeklerini, dinlenmelerini iyi yapmaları lazım. Futbolla yatıp futbolla kalkmaları, futbolu yaşamaları lazım.
Peki A2 Ligi’ndeki ve genel olarak altyapımızdaki hedefleriniz nelerdir?
Biz halen altyapımızı yeni yeni oluşturmaya çalışıyoruz. Buna rağmen geçen sene önemli işler yaptık. Yıllarca Süper Lig’de oynamamıştık. Bir altyapımız yoktu. Lige çıktık fakat bir PAf takımımız yoktu. Belli imkanlarla bir takım oluşturduk ve bu işe büyük paralar harcayan, dev altyapıları olan takımların hepsini mağlup ettik. Geçen sezonun ortalarından itibaren önemli bir çıkış yakaladık. Eskişehirspor profesyonel takımına 3 oyuncu verdik.
Bundan sonrasına baktığımızdaysa, hepimizin gözbebeği olan ve büyük çoğunluğu Eskişehirli çocuklarımızdan oluşan bir U15 takımımız var. 1995 doğumlu gençlerimizden oluşan bu takım bize göre Eskişehirspor’un geleceğidir. Şu an altyapımızda 1990 doğumlulardan 1997 doğumlulara kadar takımlarımız var. Biz bu yaş grupları içinde 1990-1995 arası dönemlerde büyük boşluklar yaşadık. Bu yaş gruplarındaki takımlarımızı hala takviye ediyoruz. Bunu yapmak da zorundayız. Çünkü Eskişehirspor’un bir ismi var ve o yaş gruplarındaki takımlarımızın da başarısız olmalarını istemiyoruz. Ancak hem şansımız ve hem de bu takımı oluşturan Berkant Ongan hocamızın becerisiyle gelecek vadeden bir U15 takımımız oluştu. Bu takım yukarıya geldiğinde, ben de hala bu takımın sorumlusu olursam bu çocukları iki yıl öncesinden A2 takımına alacağım. Bu çocukları 17 yaşlarına geldiklerinde A2 takımına alıp en az 2-3 sene orada oynatmak istiyoruz. Şayet 1995 doğumluları bozmadan bu seviyeye getirebilirsek o takımın Türkiye Şampiyonluğu’na oynayacağını düşünüyorum.
“1995 doğumlu oyunculardan A takıma en az 4-5 oyuncu kazandıracağız”
Buradan çok iddialı bir şekilde açıklamak istiyorum ki o jenerasyondan Eskişehirspor’a en az 4-5 oyuncu kazandıracağız. Çünkü bu grubumuz takım olarak geliyor. Sonuçta Türkiye’deki köklü kulüplerin altyapıları bu konuda çok yol almışlar. Onların altyapıları en az 6-7 yıldır bir arada oynayan oyuncularla donanmış şekilde. Şu an mevcut ekiplerimizle böyle oturmuş altyapılara karşı mücadele etmeye çalışıyoruz. Ve bu şartlarda dahi Eskişehirspor altyapısının üst yapıya oyuncu vermesi, başta koordinatörümüz Serdal Eroy olmak üzere altyapımızdaki tüm hocalarımızın gayret ve becerilerinin eseridir.
Takımınızın ligde aldığı sonuçlardan sonra bazı eleştiriler de yükseldi.
Şu anda kamuoyunun belirli bir kesiminden bu tarz eleştiriler geliyor. Ancak skorla altyapının hedeflerinin çok fazla bağdaştığını söyleyemeyiz. Altyapılar oyuncu yetiştirmek için vardır. Evet skor da önemlidir ancak bunu bir günde yapamazsınız. Sonuçta bu ligde, oyuncuları 5 yıldır bir arada oynayan takımlara karşı mücadele ediyoruz. Ancak söylediğim gibi, bir çalkantı yaşadıktan sonra takımımızda taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Herkes her şeyi anladı, neyin ne olduğunu biliyor. Biz bundan sonra A2 Ligi’nde daha başarılı olmak, iyi sonuçlar almak istiyoruz.
Futbolda şans faktörü de çok önemli elbette. Bu sezon uzatmalarda yediğimiz gollerle iki maç kaybettik. Ben hakemler hakkında konuşmayı hiç sevmem. Ama Denizli’de öyle bir maç oynadık ki hakemler adeta maçı bizden alıp Denizlispor’a verdiler. İki gol attık, ikisini de vermediler. Ligde alınan sonuçlar biraz hakemlerle de ilgili. Nihayetinde bu maçları yerel hakemler yönetiyor. Biz de hakemlerle çok maç kaybettik, ama hiç hakemle maç kazanamadık. İçeride de dışarıda da maalesef bu böyleydi.
Tesislerimizde de halen çalışmalar sürüyor. Bu durum sizi nasıl etkiledi?
Tabii tesis konusu çok önemli. Biz bu sene adeta göçebe gibiydik. Antrenmanlar için Muttalıp’a gidiyoruz, Köy Hizmetleri’ne gidiyoruz, Anadolu Üniversitesi’ne gidiyoruz. Kendi sahanda çalışmakla buralarda çalışmak arasında çok fark var. Bir kere buralarda saatiniz kısıtlı oluyor. Örneğin bir saatliğine bu sahayı aldığınızda gidip bir saat çalışıp gelmek zorundasınız. Ancak burada sahamız varken 3 saat çalıştığımız zamanlar oluyordu. Sonuçta genç oyuncularla daha çok ilgilenmek gerekiyor. Saha olmadan oyuncularınızın ancak fizik gücünü yükseltebilirsiniz. Ama teknik becerilerinin artması için çok fazla pratik yapmaları gerekir. Şimdi tesislerimizde 2 adet çim ve bir adet de sentetik saha yapılıyor. Bunların yapımı tamamlandığında altyapı olarak oldukça rahatlayacağız.
“Tek hedefimiz Eskişehirspor’a oyuncu yetiştirmek”
Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?
Altyapı uzun soluklu bir iştir. Biraz önce de saymıştım. 13 yaşındaki futbolculardan oluşan bir gruptan 19-20 yaşındaki oyunculardan oluşan bir gruba kadar bütün oyuncular altyapının ilgi alanında bulunuyor. Bu da 7 yıl demektir. Biz hedeflememizi yaparken bu 7 yılı 4 yıla indirdik ve bu sürenin ilk yılında Eskişehirspor’a 3 oyuncu verdik. Sonuçta altyapımız uyum ve ahenk içinde çalışmaya devam ediyor. Bunun devamı da kesinlikle gelecektir. Başta koordinatörümüz olmak üzere bütün hocalarımız tüm özverileriyle çalışıyorlar. Hepimizin tek bir hedefi var, o da Eskişehirspor’a oyuncu yetiştirmek...