Özellikle Fenerbahçe maçından sonra, bir süre yaşadıklarını idrak etmekte zorlandığını söyleyen başarılı oyuncumuz, gollerinin devamının geleceğinden de emin konuşuyordu.
Adem, seninle iki ay önce gerçekleştirdiğimiz röportajında arkadaşlarının idmanlarda sana ‘Golcü’ olarak seslendiklerini söylemiştin. Sonunda ligde de gollerini sıralamaya başladın.
Evet ben daha hiçbir resmi maçta oynamadan, antrenmanlarda attığım gollerden dolayı takımdaki arkadaşlarım bana ‘golcü’ diye seslenmeye başlamışlardı. Aslında bunu başlatan da Bülent Hoca’ydı. Daha sonra takımdaki herkesin de bana öyle hitap etmesi bu ismi kabullenmemi sağladı. Sonra Yalova maçında golleri atınca hem arkadaşlarımın hem de hocamın bana güveni geldi. Ardından Trabzon maçında golümü attım, sonraki Fenerbahçe maçında iki gol attım. Ama bana göre daha önemli olan takımın galip gelmesiydi. O yüzden mesela Trabzon maçında attığım golden sonra o kadar sevinemedim. Ama Fenerbahçe maçı bunun tam tersiydi. Hayatımda bugüne kadar yaşadığım en güzel gündü o gün. Kimsenin yüzünü kara çıkarmadığım, hocalarımın, taraftarların ve ailemin benden beklentilerini yerine getirdiğim için çok mutlu oldum. Daha önce dergimize de şayet oynatılırsam, kimsenin yüzünü kara çıkarmayacağıma inandığımı açıklamıştım. Bunu gerçekleştirdiğim ve kendime verdiğim sözleri de yerine getirdiğim için çok mutlu oldum.
“Kendim bile yaşananlara inanamıyordum”
Senin kendine çok güvendiğini zaten biliyorduk, fakat hayallerin beklediğinden de kısa bir süre içinde gerçekleşti.
Ben kadere çok inanan bir insanım. Ve her zaman da her şeye olumlu bakan biriyim. Mesela geçenlerde Murat Ağabey ile konuşuyorduk. Ona bir gün oynadığım bir maçta penaltı olursa alıp atabilirim dedim. O da bana ‘o kadar kendine güvenme, ya atamazsan?’ diye sordu. Ben de işin o tarafını hiç düşünmediğimi söyledim. Çünkü hep pozitif düşünüyorum. Önümde Ümit Karan ve Mehmet ağabeylerim olduğu zaman bile hiç karamsar olmadım. Her zaman çalıştım, inançlıydım. Kedime inandım, güvendim ve devam ettim. Tabii biraz şanslı olmak da gerekiyor. Yetenek ve şans birleştiğinde de iyi sonuçlar geliyor. Ama her şey inanılmaz hızlı gelişti. Kendim bile bazen olanlara inanamıyordum. O arada televizyonlarda, radyolarda canlı yayınlara bağlanıyordum, gazetelere, ajanslara röportajlar veriyordum. Maçtan 3-4 gün sonra yeni yeni olanların farkına varabildim.
Bir anda ülkedeki spor kamuoyunun gündemine oturdun. O günlerde neler hissettin?
O dönemde Alman basını bile beni aradı. Almanya’nın Bild Gazetesi benimle bir röportaj gerçekleştirdi. Orada 3. ligten gelen bir futbolcunun, geldiği takımda Türkiye’nin Bayern Münih’i sayılabilecek bir takıma karşı gösterdiği başarı onların da dikkatini çekmişti. İnsanın bunları yaşadıktan sonra bir süre şaşkınlık yaşaması normal. Ama ben özellikle Fenerbahçe maçından sonra sorumluğumun daha da arttığını düşünüyorum. Daha önce olmayan bir yük var omuzlarımda. Artık biliyorum ki insanlar benden gol bekliyorlar. Önceden gol attığımda bu ekstra bir katkı olarak düşünülebilirdi, ama artık öyle değil. Ancak sonuçta profesyonel futbolcularız, üstümüzdeki bu baskı da işimizin bir parçası. Tabii ki eleştirilere de hazır olmak gerekiyor.
“Bu sezon oynayabilirsem, en az 10 gol atarım”
Aslında bu kadar iyi bir başlangıç yapmak dezavantaj da olabilir, insanların senden beklentileri yükseldiği için.
Ama benden gol bekleyebilirler. Ben zaten gol atarım. Ben bu sene oynadığım müddetçe en az 10 gol atacağıma inanıyorum. Kendime güveniyorum, ligi biliyorum. Sizinle daha önce konuştuğumda ligi bilmediğimi söylemiştim, o döneme kadar sadece Ankaragücü’ne karşı oynamıştım. Ama şimdi burada neler yapabileceğimi kestirebiliyorum. Kendimi maçlara hazır hissediyorum. Bulduğum pozisyonu da affetmeyen bir oyuncuyum. Zaten gol atamadığımda da en çok hayal kırıklığı yaşayan ben oluyorum.
Her zaman iddialı olduğunu biliyoruz. İki sayı önceki röportajında da iddialı bir açıklaman olmuştu ve ‘Rıza Hoca beni oynatırsa asla pişman olmayacak’ demiştin. Bu röportajdan sonra hocanla aranızda nasıl diyaloglar geçti?
Aslında bunun üzerine pek fazla konuşmadık, ancak hocam o röportajı okumuş olmalı ki sonrasında bana görev verdi. (Gülüyor) Tabii daha büyük sebep takımdaki sakat ve eksiklerdi. Hocam biraz da mecbur kaldı beni oynatmaya, ama ben de hazır hissediyordum kendimi. Ama Bülent Hocama olsun, Cengiz Hocama olsun, 20-30 dakika da olsa oynamak istediğimi hep söylemişimdir. Hatta ‘bir bakın, kötü oynarsam bir daha da oynatmayın’ dediğimi bile hatırlıyorum. Ama kısmet bugüneymiş, hayırlısı böyleymiş diye düşünüyorum. Hocamız da Fenerbahçe maçı sonrası verdiği röportajlarda benden övgüyle bahsetti. Verdiği şansı iyi kullandığımı ve Türk futbolunun yeni bir futbolcu kazandığını söyledi. Bu da benim için gurur verici bir olaydı. Ayrıca hocam bu ifadesiyle benim o sözlerimi de doğrulamış oldu.
“İnsan ilk aşkını nasıl unutamazsa, ben de Eskişehir’i unutamam”
Ayrıca taraftarın maçlarda sana seslenip, seni yanlarına çağıracağı günleri hayal ettiğini söylemiştin. Sanırız artık bu da gerçekleşti.
Fazlasıyla gerçekleşti. Beni çağırdıktan sonra ‘Seviyoruz seni’ şeklinde hep birlikte tezahürata devam ettiler. Yumruk şovdan sonra tekrar onlara geri dönüp teşekkür ettim. Sivasspor maçında Sivaslı taraftarlar aslen oralı olduğum için beni tribüne çağırdılar. Sonrasında bizim taraftarlarımız da beni onlardan kıskanırcasına yanlarına çağırıp üçlü çektirdiler. Taraftarlarla aramda güçlü bir bağ oluştu. Hiç yoktan varolduğum ve bu kadar mücadele ettiğim için olsa gerek, taraftarın bana karşı bir sempatisi oluştuğunu düşünüyorum. Onların beni sevdiğini gördüğüm zaman ben de daha fazla motive oluyorum. Tabii inançlı bir insanım, böyle olması için çok dua ettim. İlk 10-11 hafta hiç oynayamadım. Oynamadığım zaman bile hep halime şükrettim. Elbette ki Eskişehirspor benim ilk göz ağrım oldu. Süper Lig’te ilk oynadığım takım burası. Bir gün başka bir takıma gitsem bile Eskişehir’i hayatım boyunca unutmayacağım. İnsan ilk aşkını nasıl unutamazsa, bu da öyle olacak diye düşünüyorum. Hiçbir zaman Eskişehirspor’u ve bu taraftarı unutamam.
Taraftarımız da sürekli senin oynayacağın günü bekliyorlardı, öyle değil mi?
Taraftar sürekli benim neden oynamadığımı soruyordu. Sürekli oynamamı istiyorlardı. Ben de taraftarımızın karşısına ilk kez çıktığım Fenerbahçe maçında hep bunu düşündüm. Beni izliyorlardı ve onları mahcup etmemem lazımdı. O maçtan sonra onları mahcup etmediğimi düşünüyorum ve böyle olunca onların bana olan sevgisi de sanırım bir kat daha arttı. Beni neredeyse onlar var etti. O yüzden de bana daha çok sahip çıkıyorlar. Ben de bunu yakından hissediyorum. Özel hayatımda da sokakta olsun, bir yere alış verişe gittiğimde olsun, her yerde ilk başta görmediğim ilgiyi görüyorum. Bu da benim çok hoşuma gidiyor. Herkes sözleşmemi soruyor, uzatmamı istiyorlar. Tabi bunlar güzel şeyler ve insana gurur veriyor.
Yeri gelmişken soralım. Kulübümüzle sözleşme uzatıp uzatmayacağın herkesin merak konusu.
İki taraf adına da hayırlısı neyse öyle olsun istiyorum. Ben şu an itibariyle Eskişehirspor formasını giymekten çok mutluyum. Bu şehri çok sevdim. Türkiye’de ilk defa bu kadar uzun kaldım. Daha önceleri geldiğimde bir hafta kalıp geri dönüyordum. Hayatımda ilk kez Almanya dışında bir yerde bu kadar uzun kaldım. Türkiye’yi de çok seviyordum ama Almanya’yı memleketim gibi görüyordum. Dünyaya gözümü orada açtım, oradaki yaşam standartlarına alıştım. Arkadaşlarım ve çevrem oradaydı. Hiçbir zaman Türkiye’de yaşayamam diyordum. Ama Eskişehir’e geldikten sonra burada hiç yabancılık çekmedim. İnanır mısınız şimdi Almanya’da yaşayamam gibi hissediyorum. O kadar sevdim Eskişehir’i. Ancak oynadığım futbolla şimdiden bazı kulüplerin ilgisini çektim. Söylediğim gibi iki taraf adına da nasıl hayırlı olacaksa öyle olmasını temenni ediyorum, yıl sonunda oturup konuşacağız ama ben şu an itibariyle Eskişehir’de olmaktan mutluyum.
“Kulüp demek, taraftar demektir. Eskişehirspor o yüzden en büyük”
Fenerbahçe maçından sonra TV’lere yaptığın açıklamalarda da 40 yıllık Eskişehirsporlu gibi konuştun.
Fenerbahçe maçından sonra çok kanalla konuştum. Kanaltürk Televizyonu’nda röportajı yapan kişi bana iki kere hangi takımı tuttuğumu ve hangi takımda oynamak istediğimi sordu. Ben ikisine de Eskişehirspor şeklinde cevap verdim. Ama ben bunu gerçekten de öyle hissettiğim için söyledim. Mesela 7. haftada Galatasaray maçı için Ali Sami Yen’e gittiğimizde, daha önce hayatım boyunca Galatasaray’ın maçlarını TV’den izlediğimden orada inanılmaz bir atmosfer olacağını sanıyordum. Ancak oradaki atmosferi görünce çok şaşırdım, çünkü sadece kale arkasındaki bir kısım atmosfer yaratmaya çalışıyordu. O maçtan önce buradaki taraftarı da görmüştüm. Ama burada açığıyla, kapalısıyla inanılmaz bir atmosfer var. Benim gözümde taraftar demek, kulüp demektir. O yüzden Eskişehirspor’un en büyük olduğunu söyledim. Bence Fenerbahçe’yi yenmemiz de bunun bir kanıtı. Eskişehir her takım için çok zor bir deplasman. Bir mazisi, Avrupa’da bir geçmişi var, o yüzden Eskişehirspor’a büyük demeyen bence yalan söyler.
Peki burada geçirdiğin kısa sürede Türkiye’ye ve takımdaki arkadaşlarına alışabildin mi?
Türkiye’de şöyle bir şey var. İşler iyi gittiğinde, tanındığın, sevildiğin zaman hayat da senin için kolaylaşıyor. Almanya’da böyle bir şey yoktur. Bir bankaya gittiğinizde yine sıra beklersiniz. Ama burada öyle bir şey yok. Mesela ben her gün yemek yediğim yerden eve sipariş veririm. Fenerbahçe maçından sonra sipariş verdiğimde yemeğin yanında ekstradan mezeler, içecekler vs. de gelmeye başladı. Ben böyle bir ilgiden biraz rahatsız da oluyorum aslında, çünkü bunu hak etmediğimi düşünüyorum. Bana hakkım neyse onu vermelerini isterim. Zaten ben sahada verdiğim emeğin karşılığını kulüpten alıyorum. Bunu insanlar içinden gelerek yaptıkları için onlara da bir şey söyleyemiyorum. Ama ‘ya işler kötü giderse, o zaman ne olacak?’ diye de ister istemez düşünüyorsunuz. Bunun bir baskısı da oluyor insanın üzerinde.
Takıma uyuma gelecek olursak da; her kulüpte olduğu gibi takıma katkıda bulunduğunuz zaman, takıma maç, arkadaşlarınıza prim kazandırdığınız zaman ya da en azından oyun içinde veya antrenmanlarda pres yapıp bir top kaptığınız zaman arkadaşlarınızın gözünde farklı bir yeriniz oluyor. İnsanların sana karşı olan bakış açıları değişiyor. Aslında bu her takımda böyle. Takıma katkıda bulunduğunda takım içindeki konumun olumlu anlamda değişiyor. Bu tur atladığımız Yalova maçından sonra değişmeye başlamıştı zaten.
“Henüz yolun başındayım”
Bundan sonra gözler biraz daha senin üzerinde olacak.
Özellikle Fenerbahçe maçından sonra içerideki ilk maç Diyarbakırspor maçı. Eminim ki o maçta pek çok insan nasıl oynuyorum, sahada ne yapıyorum, havaya girdim mi diye beni takip edecektir. Böyle zamanlarda insanın kendini bilmesi gerekiyor. Ben her zaman ‘ne oldum değil, ne olacağım’ diye düşünürüm. Ve ben henüz yolun başında olduğumu da biliyorum. Bunlar ilk zamanlarım Türkiye’de ve burada daha çok şey yapacağıma inanıyorum. İleride bugünleri hatırlayıp ‘nereden nereye gelmişim’ diyeceğimi de biliyorum, çünkü kendime çok güveniyorum.
Dergimizin geçtiğimiz sayısında Youla da iyi bir futbolcu olduğunu, fakat oynamak için biraz acele ettiğini söylemişti. Onun düşüncelerinde haklılık payı var mıydı sence?
Onun düşüncelerinde haklılık payı var. Ben onunla konuşurken de sürekli olarak bir an önce oynamak istediğimden bahsediyordum. O da bana hep acele etmememi, sakin olmamı söylüyordu. Zamanı gelince oynayacağımı düşünüyordu. Ama benim karakterim böyle. Ben sadece futbolda değil, her şeyde aceleciyim. Youla’nın dediği gibi, çok hırs yapmıştım. Formayı almak istiyordum, çünkü hak ettiğimi düşünüyordum. Bilhassa Yalova maçından sonra yine forma şansı bulamamıştım. Salona gidip kendi kendime çalışıyordum. Ve insan kendini hazır hissediyorsa, acele etmiş denemez bence. İsteyeceksiniz o formayı ve her zaman hazır olduğunuzu göstereceksiniz. Ve ben bunu yaptığımı düşünüyorum. Belki de bu ısrarım sonucunda hocam bana formayı verdi. Çünkü futbolcu ‘hocam bana görev verdiğinde oynarım’ derse, hoca futbolcunun korktuğu ya da kendine güvenmediği gibi bir düşünceye de kapılabilir. Ben de bu yüzden her zaman hocalarıma oynamak istediğimi söyledim.
“Trabzonspor maçında attığım gole sevinemedim”
Trabzon maçında Süper Lig’deki ilk golünü attın. O an neler hissetmiştin?
O maçla ilgili olarak öncelikle Alper kardeşimi de kutlamak istiyorum. Oyuna kötü başlamıştık, ancak onunla birlikte maça girdikten sonra oyunda dengeyi sağladık. Golü de bulduk, hatta ikinci golü de atıyordum ben. Fakat Youla’nın müdahalesi sonrasında hoca ofsayt çaldı. Ne diyelim kısmet böyleymiş. Orada herhalde Youla da kendisinin ofsaytta olduğunu hissedemedi. Ama orada Alper ile ben hocaya hazır olduğumuzun sinyalini vermiş olduk. Tabii golü atınca ilk anda kedi adıma çok sevindim. Süper Lig’teki ilk golümü atmıştım. Fakat takımım mağlup olduğu için bunu tam anlamıyla yaşayamadım. İster istemez bir burukluk oluyordu insanda.
Fenerbahçe maçı ise senin rüştünü ispat ettiğin maç oldu ve 2 güzel golünle o maçı kazandık.
Fenerbahçe maçından sonra da sevinemedim aslında. Sanki uyuşturmuşlardı beni. Beynim durmuştu. Ertesi gün telefonlar vs. derken internete dahi giremedim. Telefonumu kapatmak zorunda kaldım. Tanımadığım pek çok insan numaramı bir yerlerden bulup beni arıyorlardı. Tüm bu karmaşa içinde bu maça sevinemedim bile. Çünkü yaşananlar hayal mi, yoksa gerçek mi bir süre bunun ayrımını dahi yapamadım. Düşündüğünüz zaman geçen yıl 3. ligde oynuyorsunuz ve Türkiye ligini uzaktan takip ediyorsunuz. Gördüğünüz Volkan milli takım kalecisi, Emre Belözoğlu milli takım oyuncusu. Ben İsviçre’deki Türkiye-İsviçre A milli maçını canlı izlemiştim. Sahadaki Volkan’ı, Semih’i, Emre’yi hayranlıkla izliyordum. O maçta onlarla konuşmak istemiştim ama birlikte fotoğraf dahi çektiremedim. Fenerbahçe maçındaysa sahaya çıktığımda onlar karşımda duruyorlardı. Hele de o maçı kazanmak çok güzel bir duyguydu.
“Hayatım boyunca bugünün hayaliyle yaşadım”
Sonradan televizyonda onların sahadan boynu bükük ayrılışını ve bizim oradaki sevincimizi izleyince çok sevindim ve gurur duydum. Ve düşündüm ‘bu yaşananlar gerçek miydi?’ diye. Çünkü ben hayatım boyunca böyle hayaller kurdum. Ve bunların gerçek olması beni yaşananlar için şükretmeye itiyor. Söylediğim gibi inançlı bir insanım. Daha sonra da aileme, menajerim Ahmet Bulut’a ve de hocama her şey için teşekkür etmek istiyorum. Her şeyi onlara borçluyum.
Peki iki sayı önce dergimize verdiğin röportajdan sonra neler değişti?
O röportajı okuduktan sonra bana gelip ‘sana çok güveniyoruz’, ‘senden çok şey bekliyoruz’ gibi şeyler söyleyen çok insan oldu. O röportajı şimdiye kadar ben de en az 15-20 kere okumuşumdur. Onlar benim sözlerim olduğu halde, okuyunca sanki başka biri bana destek veriyormuş gibi hissediyorum. Zaten ben odamın duvarlarına başarılı resimlerimi asarım, ki sabah kalktığımda başarılı anlarımı göreyim, kötü zamanlarımı unutayım ve daha fazla motive olayım diye. Dergimiz de her zaman benim masamın üzerindedir. Örneğin Sivasspor maçı sonrası moralim bozulduğunda eve gidip o başarılı fotoğraflarımı gördüğüm zaman bunlar moralimi yeniden düzeltiyor. Benimle ilgili güzel haberler, gazete kupürleri benim için önemli bir motivasyon kaynağı. Ve diğer gazetelerde çıkan röportajlarımdan önce elimde dergimize verdiğim bu röportajım vardı ve her zaman karşımda duruyordu.
“Kendimi o maçlara, dergideki röportajımı okuyarak motive ettim”
Ben de oynadığım maçlar öncesinde, dergimizdeki o röportajı defalarca okuyarak kendimi bu maçlara motive ettim. Çünkü burada tek başınıza yaşıyorsunuz, aileniz yok. Etrafınızda size güven veren, motive eden kimse yok. Hele de oynamadığı dönemde, etrafında paylaşacağı kimse de yoksa, insanın negatif düşüncelerin içine girdiğinde bunlardan kurtulması da çok zor oluyor. Ben de kendimi motive etmek için böyle bir metod kullandım.
Artık o zor zamanları atlattığını düşünüyoruz.
Tabii ilk zamanlar çok zordu. Kimse beni tanımıyordu. Kendimi hocalarıma karşı bile ispatlamak zorundaydım. Örneğin idmanlara yeni başladığımız dönemde antrenmanda top zeminden sekip kötü bir vuruş yapınca bile ‘acaba hocam benimle ilgili yanlış bir izlenim mi edindi?’ ya da ‘beni yanlış mı tanıdı?’ gibi birçok olumsuz düşüncenin içine girebiliyorsunuz. Çünkü Türkiye’ye yeni gelmişsiniz, elinizde bir geçmişiniz yok. Örneğin bir Ümit Karan topa kötü vurduğunda sorun olmuyor, çünkü onun iyi vuruşlarını da biliyorsunuz. Ben de şimdi kötü vursam bile, örneğin antrenmanda Fenerbahçe maçındaki ilk gol gibi bir top gelse ve vurduğumda top 20 metre üstten auta gitse bile sorun olmayacak. Çünkü daha iyisini yapabildiğimi artık biliyorlar.
Ama taraftarlarımızın bilmesi gereken bir konu daha var ki, artık maçlarda işim eskisinden çok daha zor olacak. Çünkü rakiplerin bana karşı eskisinden daha fazla önlem alacaklarını düşünüyorum. Örneğin Fenerbahçe maçında rakip daha çok Youla’ya önlem alıyordu ve ben arkadan işi bitirmiştim. Şimdi bana da önlem alıyorlar, Sivas maçında olduğu gibi. O yüzden işim daha da zorlaştı. Ancak ben de zoru başarmayı severim. Önemli olan da budur.
10 Ocak’ta Fenerbahçe’yle bu kez kupada oynayacağız. Onlara bir mesajın olacak mı?
Herhalde ben Fenerbahçe’ye ‘yengeç dansı’ yaparak gereken mesajı verdiğimi düşünüyorum. (Gülüyor) Benim Almanya’da fanatik Galatasaray taraftarı olan bir kuzenim var. 20 yaşında, ama Galatasaray kaybettiğinde kapıyı duvarı yumruklayacak kadar fanatik. Onunla bir Galatasaray-Fenerbahçe maçını birlikte izlediğimizde Fenerbahçe gol attıktan sonra yengeç dansı yaptıklarında kuzenim sinirden ağlamıştı. Bizim Fenerbahçe maçından bir gün önce onunla telefonda konuştuğumuzda Ahmet’e, ‘gol atarsam senin için yengeç dansı yapacağım’ demiştim. İlk golden sonra Almanya’daki anneme öpücük yolladım, ikinci golden sonra da Ahmet geldi aklıma ve ona böyle bir mesaj gönderdim.
“10 Ocak’taki maçı sabırsızlıkla bekliyorum”
10 Ocak’taki maçta kimin gol atacağı önemli değil, önemli olan maçı kazanabilmemiz. Aslında öncesindeki Antalyaspor maçı bizim için daha önemli. Fenerbahçe bir şekilde guruptan çıkar diye düşünüyorum. Bizim için kilit mücadele Antalya maçı olacaktır. Orada kötü bir sonuç alırsak, bu sefer Fenerbahçe’yi yenmemiz gerekecek. Aslında ben 10 Ocak’taki maçı sabırsızlıkla bekliyorum. Buradaki maçtan önce Cengiz Hoca’yla birlikte sahada Volkan’la kısa bir konuşmamız oldu. Maç öncesinde Alper’le sahayı kontrol ederken Cengiz (Birgen) Hoca beni yanına çağırdı. Volkan Demirel ile konuşuyordu. Bizi tanıştırıp Volkan’a ‘Adem bizim golcümüz, ona dikkat et’ gibilerinden takıldı. Volkan beni küçümser gibi güldü ve ‘biz yeneriz’ gibilerinden bir şeyler söyledi. Soyunma odasına girdiğimizde hocam bana döndü ve ‘Volkan seni önemsemedi, ona öyle bir gol at ki hiçbir zaman unutamasın seni’ dedi. Daha sonra bu da gerçek oldu. Eğer 10 Ocak’taki maçta da hocam bana görev verirse, maçtan önce Volkan’ın yanına gidip, beni hatırlayıp hatırlamadığını soracağım.
Peki bundan sonrası için neler düşünüyorsun?
Eskşehirspor olarak şu an ligde iyi bir konumdayız. Eksiklerimiz olmasaydı, daha iyi de olabilirdik. Hedefimiz hala ilk 5. Buna ulaşmak biraz zor ama, oralardan kopmamak için hedefinizi yüksek tutmak zorundasınız. Kişisel olarak ben de burada olmaktan mutluyum. Gollerim gelmeye başladıktan sonra kendimi çok daha iyi hissetmeye başladım. Eskişehirspor taraftarının arkamda olduğunu bilmek de bana ayrı bir güç veriyor. Sahada yaptığım her şeyi de o güven ve inançla yapıyorum.