Ülkemizde insanların futbolu çok sevdiğini gördüğünü söyleyen Ivesa’ya göre, bu ilgi de Süper Lig’in kalitesini olumlu yönde etkiliyor.
Geçen sezonun başında Eskişehirspor’a geldin. O dönemde özellikle uzun boyundan dolayı hakkında bazı eleştiriler yapıldı. Fakat sen oyununla bu tereddütleri silmeyi başardın.
Bana göre beni izleyen herkesin eleştiri yapmaya hakkı vardır. Fakat benim asıl ilgilendiğim, nasıl çalışıp, sonrasında da sahada nasıl bir performans gösterdiğimdir. Ben çok çalışıp, tamamen işime konsantre olmaya ve sahaya çıkınca da takımım için elimden geleni fazlasıyla yapmaya gayret ediyorum.
Buraya uyum sağladığını gördük. Peki buraya uyum sağlamanı kolaylaştıran ya da zorlaştıran faktörler neler oldu?
Bu konuda öncelikle Eskişehir halkına ve Eskişehirspor taraftarına çok teşekkür etmek istiyorum. Burada kendimi evimde gibi hissetmemi sağladılar. Yabancı bir insanın yeni gittiği bir yere alışması çok zordur. Fakat onların da desteğiyle ben bunu çok kısa bir sürede atlattım. Bu da performansımı olumlu yönde etkileyen unsurlardan belki de en önemlisiydi. Özellikle Hırvatistan’da benim doğduğum bölge Türkiye’ye pek çok açıdan benziyor. Orada da hayat aynı buradaki gibiydi. Ayrıca ben buraya ailemle geldim. Onların yanımda olması da beni pozitif etkiledi. Bununla birlikte Türkiye ligi çok kaliteli bir lig olduğu için bizim de uyum sürecini en kısa sürede aşmamız gerekiyordu. Tabii burada taraftarlar da futbolu çok seviyorlar, neredeyse sokaktaki herkes futbolla ilgileniyor. Bu ilgi de bir an önce uyum sağlamamız için bir başka önemli sebebi oluşturuyordu.
“Türkiye’de farklı bir futbol anlayışı var”
Uyum sağlamamı zorlaştıran bir faktör ise buradaki futbol anlayışının farklı olmasıydı. Burada fizik gücüne ve oyun içindeki taktiksel değişikliklere büyük önem veriliyor. Buraya ilk geldiğim dönemde bu farklılık, uyum sağlamak için daha fazla çaba göstermeme sebep oldu. Ancak Türk futbolunu bir süre gözlemledikten sonra bu duruma da uyum sağladım.
Ailenin buraya uyum sağlaması kolay oldu mu?
Evet, eşim inanılmaz sıcak kanlı ve dost canlısı bir insandır. Yeni insanlar tanımayı ve arkadaş edinmeyi çok sever. Burada geçirdiği sürede Türkçe’si de oldukça ilerledi. Şimdi komşularımızla karşılıklı misafirliğe gidip geliyor. Onların buraya alışması ve burada mutlu olmaları, benim sahadaki performansımı da olumlu etkiliyor. Çünkü kafam rahat oluyor ve onları düşünmeden sadece işime konsantre olabiliyorum.
Özellikle bazı oyuncular, onları düğerlerinden ayıran özelliklerinden dolayı takımlarının ilk hatırlanan, sembol isimlerinden olurlar. Sen de Eskişehir’deki bu oyunculardan biri oldun.
Bunu bir kadın-erkek ilişkisine benzetebilirsiniz. Nasıl bir ilişkinin yürümesi için her iki tarafın da karşılıklı olarak bir şeyler vermesi gerekiyorsa, burada da ona benzer bir durum söz konusu. Taraftarımızda futbola karşı büyük bir aşk var. Onların karşısındaki insan da eğer işini, yani futbolu seviyorsa bu durum her şeyi kolaylaştırıyor. Tabii buradaki taraftar karşısındakine bütün sevgisini veriyor, ama o sevgiyi alamayanları da kolaylıkla fark edebiliyor. Ben taraftarlarımızın beni ne kadar çok sevdiğini hissedebiliyorum. Bu sevginin de beni şu an bulunduğum noktaya getirdiğine inanıyorum.
“Önce taraftar inandı, sonra bizi de inandırdı”
Sana göre geçen sezon oynadığımız en önemli maç hangisiydi ve neden?
Geçen yıl biz Galatasaray’ı burada 4-2, kendi sahalarında da 1-0 yendik. Bu öyle zannediyorum ki ligde çok nadir görülen bir olay. Ama bu maçlardan daha fazla zevk aldığım ve daha fazla aklımda kalan bir maç var, o da evimizdeki Denizlispor maçı. O maçta ilk yarıda 3 gol yiyip 3-0 geriye düştükten sonra, bir gol atıp devreyi 3-1 tamamlıyoruz. Ve soyunma odasına da o moral bozukluğuyla gidiyoruz. Ancak ikinci yarı için sahaya çıktığımızda taraftarımız bizi sanki 3-1 geride değil de, 3-1 öndeymişiz gibi karşılıyor. O maçta yaşananları asla unutamam. Taraftarlarımızın o maçta yaptıkları tezahürat, o maçı alacağımıza ne kadar inandırdıklarını apaçık gösteriyordu. Daha sonra bu inançlarını biz futbolculara da aktardılar ve 3-0 geriden gelip o maçı kazanmayı başardık.
Taraftarlar seni, sen de taraftarları çok sevdin. Daha önce böyle bir taraftar önünde oynamış mıydın?
Sayı olarak Hırvatistan’da da, Avustralya’da da oynamıştım. Ama bunu sadece maça gelen taraftar sayısıyla ilişkilendirmek doğru olmaz. Bunun takımı sevmekle ilgili bir olay olduğuna inanıyorum. Hem her maça bu kadar kalabalık olarak gelen, hem de kulübü ve oyuncuları bu kadar çok seven bir taraftar önünde daha önce oynamamıştım. Ayrıca dünyanın her yerinde işler kötü gittiğinde taraftarın desteği sekteye uğrar. Bunu Türkiye’deki diğer pek çok takımda da görebiliyoruz. Ama bizim taraftarımız işlerin en kötü gittiği zamanda bile, her zaman takımın arkasındalar. Bunu Denizli maçında da gördük. Ben de şu ana kadarki futbol kariyerimde böyle bir taraftar topluluğu görmedim.
Önünde oynayan savunmayla uyumunu nasıl değerlendiriyorsun?
Sadece önümdeki oyuncularla değil, takımdaki bütün arkadaşlarımla iyi bir diyaloga sahip olmaya çalışıyorum. Çünkü bir takım içindeki bütün oyuncular birbirine bağlıdır. Ama bakılınca doğal olarak bana en yakın olan oyuncularla daha iyi bir diyaloga sahip olmam gerekiyor. Ben de onlarla iyi bir iletişim içinde olup, zaman zaman da onlara yapıcı yönde uyarılarda bulunmaya çalışıyorum. Sonuçta onlar iyi savunma yaparlarsa, ben de iyi bir kaleci oluyorum.
Önünde lisan olarak anlaşmakta sıkıntı çekmediğin Vucko-Nadareviç ikilisinin oynamasıyla, El Saka gibi diğer oyuncuların oynaması arasında sana göre bir fark var mı?
Dilin mutlaka önemi var, ancak ben bunun oyun içerisinde o kadar da önemli olduğunu düşünmüyorum. Zaten sahada kullanmam gereken pek çok terimi gelir gelmez öğrendim. Aynı şekilde Safet ve Vucko da bunu öğrendiler. Ayıca kimin oynayacağının kararını da hocamız veriyor. Herkes işini en iyi şekilde yaparsa, onun işi de mutlaka kolaylaşacaktır.
Başarılı bir dönem geçiriyordun, fakat geçtiğimiz sezonun sonlarına doğru talihsiz bir sakatlık yaşadın ve bazı maçlarda oynayamadın. Şimdi durumun nasıl?
Sakatlığımın tamamen iyileştiğini söyleyebilirim. Bu talihsizliği, bana tanrının bir işareti olarak görüyorum. Bu sakatlık sonrasında boynumu ve bütün kaslarımı daha fazla güçlendirmem gerektiğini anladım. Şimdi buna daha fazla önem veriyorum. Daha fazla fitness çalışıyorum. Ve şimdi o sakatlığımı tamamen atlattım.
“Çocuklarla ilgilenmeyi seviyorum”
Geçenlerde dergimize gelen seninle ilgili bir yazıda, bir taraftarımız seni Batıkent’te sokakta çocuklarla top oynarken gördüğünü ve bundan çok etkilendiğini yazmıştı.
Benim de çocuğum var ve bu durum benim çocuklara olan bakışımı inanılmaz değiştirdi. Onlarla birlikte olmayı, onlara bir şeyler verebilmeyi seviyorum. Ayrıca onlarla vakit geçirmem, doğal olarak onların bu sporu biraz daha sevmelerine sebep oluyorsa bundan da büyük mutluluk duyarım. Onlarla oynarken maddi anlamda bir kazancınız olmuyor. Kaç gol yediğinize de bakılmıyor. Sıkıntı ya da stres olmadan, sadece futbol oynuyorsunuz. Ayrıca orada oynarken o çocukların yüzlerine bakınca mutlu olduklarını görebiliyorsanız, sizdeki yorgunluk ya da stresten de eser kalmıyor. Sadece iyi bir şeyler yapmış olmanın mutluluğunu duyuyorsunuz.
Ekişehirspor’da geçen yıldan bu yana takım bazında neler değişti sana göre?
Geçen sene, çok uzun bir aradan sonra ilk defa Süper Lig’e çıkılmıştı. Doğal olarak geçen yılki uyum süreci atlatılana kadar bazı sıkıtılar da çektik. Bu yıl da aramıza yeni katılan arkadaşlarımız oldu. Bizim ilk yılımızda edindiğimiz tecrübeyle, aramıza yeni katılan ve Süper Lig deneyimi fazla olan oyuncuların tecrübeleri bir araya geldi. Kulüp olarak da ilk senenin ağırlığını üzerimizden atınca daha iyi sonuçlar almaya başladık. Hep birlikte daha iyi bir çalışma ortamı yakalayıp, daha başarılı sonuçlar almaya başladık.
“Savunma en öndeki oyuncudan başlıyor”
Takımımız bu sezon yediğimiz gol sayısına bakılınca önceki yıla oranla savunmada daha başarılı görünüyor. Peki sen bunu neye bağlıyorsun?
Geçen yıl Süper Lig’e alışana kadar hayli uzun bir zaman geçti. Biz hem birbirimize, hem de lige uyum sağlayana kadar olumsuz bazı sonuçlar aldık. Ama bu yıl ligi biliyoruz. Ayrıca kadromuzda Mehmet Yılmaz ve Ümit Karan gibi yıllarca bu ligde oynamış, tecrübeli oyuncularımız var. Bu tecrübeyi parayla satın alamazsınız. O yüzden bu tip oyuncuların bize katılması oldukça önemli oldu. Takımın genel durumunun daha iyi olmasıyla, kalemizde de daha az pozisyon vermeye başladık. Çünkü futbol 11 oyuncuyla oynanıyor ve savunma da en öndeki oyuncudan başlıyor. Onlar topu daha çok rakip alanda tuttuklarında, savunmanız da elbette ki daha başarılı görünüyor.
Bu sezon takımımız ligde daha üst sıraları hedefliyor. Sana göre bu sezonu hangi noktada tamamlarız?
Ben kişisel olarak hep ileriye bakarım. Ama bunu bugün çalışıp, gelecekte bunun karşılığını almak şeklinde düşünüyorum. Takım olarak da bu aynı. Bugün çalışıp elinizden gelen her şeyi yaparsanız, bunun karşılığını muhakkak görürsünüz. Ne kadar çalışırsak, o kadar da başarılı oluruz. Bu sezonaysa genel olarak iyi başladık. Fakat daha sonra birçok sakatlık yaşadık, ki bunlar tecrübeli ve önemli oyuncularımızdı. Şayet bu talihsizlikleri yaşamasaydık ve takımımız normal bir şekilde sahada olsaydı, o zaman şu an ligde ilk 3-4 basamak içinde olabilirdik diye tahmin ediyorum. Sonuçta başarı durumunuz bir çok faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkıyor. Bunların pek çoğu da sakatlık ya da cezalar gibi kontrolünüzde olmayan faktörler. Biz de bu sezon ligin önemli bir periyoduna çok önemli oyuncularımızdan yoksun çıktık. Bu da ligdeki durumumuzu olumsuz etkiledi.
“Süper Lig güç ve mücadele gerektiriyor”
Genel olarak Türk futbolunu ve Süper Lig’deki mücadeleyi nasıl görüyorsun?
Süper Lig çok fazla güç ve mücadele gerektiren bir lig. Ligimizin kalitesi oldukça yüksek. Bence ligin bu kadar kaliteli olmasını sağlayan en önemli unsur ise Türkiye’de insanların futbolu bu denli sevmeleri ve deyim yerindeyse futbolla yatıp futbolla kalkmaları. Örneğin Hırvatistan’da futbola karşı böyle bir ilgi yok. Doğal olarak bu sizin kalitenize de yansıyor. Az sayıda seyirci önünde, boş statlarda oynanan maçlarda, her ne kadar oyuncu kalitesi yüksek olsa da, oyun kalitesi düşük oluyor. Futbolcuların bu atmosferde gerçek kalitelerini sahaya yansıtmaları mümkün olmuyor. Ancak burada insanlar futbolla ilgililer ve futbolu seviyorlar. Bu da buradaki ligin kalitesine pozitif bir katkı yapıyor. Sadece futbol değil, bütün spor dallarındaki hiçbir karşılaşmayı seyircisiz düşünmeniz imkansızdır. Örneğin Fenerbahçe son haftalarda kendi sahasında seyircisiz maçlara çıktı. Bunlardan birini farklı kaybetti, diğerini de güçlükle kazandı. Bu da bir anlam ifade eder herhalde.
Bundan sonrası için neler söylemek istiyorsun?
İlk olarak tanrıdan futbol oynamaya devam edebilmem için bana sağlık ve güç vermesini diliyorum. Futbolu çok seviyorum. Çalışmayı seviyorum, çok çalışıyorum. Bunun karşılığını da göreceğime inanıyorum. Ayrıca taraftarlarımıza da bizlere verdiği muhteşem destek için teşekkür etmek istiyorum. Gittiğimiz her yerde taraftarımızı da görmek bize büyük güç verdi. Onlar her zaman yanımızdalar. Bundan dolayı da onlara çok teşekkür ediyorum.