Biri geçtiğimiz sezon İsveç’ten, diğeriyse bu sezon başında Almanya’dan ülkemize geldi. Ancak ne var ki her ikisi de geldikten sonraki dönemde takımlarında mevkilerinin birinci opsiyonu olamadılar. Devre arasında yolları Eskişehir’de kesişen ikilinin bu ortak kaderi, 21. haftadaki Antalyaspor maçında adeta bir kez daha tecelli etti ve sonradan oyuna giren iki oyuncumuzun attığı birbirinden güzel iki golle takımımız 1-0 geriye düştüğü o maçtan 2-1’lik galibiyetle ayrılmayı başardı.
Eskişehir’in sevilen mekanlarından Masa Balık’ta bir araya geldiğimiz Adem ve Erkan’la hem bu ortak kaderlerini, hem de geleceğe dair beklentilerini konuştuk.
Bir galibiyet alındığında kuşkusuz sahada görev yapan her oyuncunun bunda fazlasıyla emeği vardır. Hele ki futbol gibi 11 kişiyle oynanan bir oyun söz konusuysa. Ancak futbolun doğasında olan bir başka unsur da oyunun meyvesi olan golü atan ya da attıran oyuncuların her zaman diğerlerinden daha fazla ön plana çıkmasıdır, aynı Antalya deplasmanında olduğu gibi. Takımımızın canla başla mücadele ettiği, ancak talihsiz bir golle 1-0 geriye düştüğü maçta Rıza Çalımbay tarafından sonradan sahaya sürülen Erkan ve Adem, oyuna girdikten kısa süre sonra attıkları gollerle adeta maçın kaderini değiştirirken, takımımızın o maçı lehimize çevirmesinde büyük pay sahibi oldular.
İkiniz de daha önce dergimize verdiğiniz röportajlarda her an forma giyecekmiş gibi hazırlandığınızı ve oynamak istediğinizi söylemiştiniz.
Adem – Daha önceki röportajımızda hocam bana forma verirse asla pişman olmayacağını söylemiştim. Çünkü sahada neler yapabileceğimi biliyordum. Sonra forma şansı da buldum ve bu şansı iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum. Gollerimi attım ve bu taraftarımızın büyük ilgisini çekti. Çünkü amatör kümeden gelip Süper Lig’de goller atıyordum. Ayrıca Fenerbahçe’ye attığım gollerden sonra sadece Eskişehirspor taraftarından değil, Anadolu’da gittiğim bir çok deplasmanda rakip taraftarlardan da aynı ilgiyi gördüm. Tabii maçlarda beklediğim kadar forma giyemedim. Bazı maçlarda sadece 5-10 dakika oynadım. Ama hiçbir zaman moralimi bozmadım. ‘Demek ki ilk on birde oynamam için daha fazla şey yapmam lazım’ diye düşündüm. 3 maç ilk on birde oynadım, 2 gol attım. Sonradan oyuna girdiğim maçlarda da yine gollerimi attım. Hocalarımla konuştuğumda, sonradan oyuna girdiğimde de etkili olup skoru değiştirebileceğime inandıklarından dolayı böyle bir tercihleri olduğunu söylediler. Ama ben ilk on birde başladığımda ve tabii ki maç içinde şans geldiği takdirde yine gollerimi atabileceğimi düşünüyorum. Sonuçta hocam beni Almanya’dan getirip bana bu şansı verdi. Bunun için ona minnettarım. Zaten Antalyaspor maçında attığım golü de ona armağan ettim. O da bazı oyuncuların yedek kaldıklarında morallerinin bozulabileceğini, ama benim bunu kafaya fazla takmayıp çalışmaya devam edeceğimi düşündüğü için beni yedek oturtabildiğini söyledi.
Erkan – Benim buraya gelmemin en önemli sebeplerinden biri Rıza Hoca aslında. Bir de buradaki Beşiktaş maçında da bizzat gördüğüm taraftarlar. Beşiktaş’tan buraya elbette ki oynamak için geldim. Oradayken o şansı yeterince bulamamıştım çünkü. Orada geçirdiğim bir yıl boyunca çok az sayıda maçta oynadım. Oynamayı hak ettiğimi düşünüyordum. İdmanlarda kendimi göstermeye çalışıyordum. Lig başlamadan önce bütün hazırlık maçlarında on birde oynadım. Sonra lig başlayınca yine yedektim. Sürekli kendime ne zaman oynayabileceğimi soruyordum. Ama futbolcu sıranın kendisine geleceği zamanı bekleyebilmeli. Moralini bozmadan çalışmaya devam etmeli. Burada da Rıza Hoca şans verdiği sürece oynamak istiyorum. Sahaya çıkınca da elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorum.
Antalyaspor maçında sonradan oyuna girip maçın akışını değiştiren golleri atmanız da bunun sonucuydu herhalde.
Adem – Ama biz o maçtan önce böyle bir şey konuşmuştuk.
Erkan – Evet, Sezer de bizleydi. Sonradan oyuna girip, üçümüz de gol atarsak müthiş olur diye konuşmuştuk. O maçta Adem’le ben gol attık, sonra Sezer bize küstü (Gülüyor). Tabii bu işin şakası.
Adem – Ondan önceki haftadaki İstanbul B.B. maçında da üçümüz sonradan oyuna girmiştik. O yüzden Antalya maçı öncesinde aramızda böyle bir konuşma geçmişti. Bu maçta da sonradan girip maçın gidişatını değiştirebileceğimizi düşündük ve öyle de oldu.
Peki attığınız gollerden sonra neler hissettiniz?
Erkan – Aslında benim golümde biraz şansımın da yardımı oldu. Bana doğru gelen topa gelişine vurdum. Top iyi bir noktaya gitti ve gol oldu. Normalde sol ayağımı o kadar iyi kullanamam. Ama bakarsanız İsveç’te de genelde gollerimi sol ayakla atmışım. Bunun sebebi de topu sürdükten sonra, vuruş yapmadan önce topu soluma çekip öyle vurmam.
Adem – Ben de gol atınca çok sevindim. Golden sonra hocama koşmamın sebebi de maçtan sonra gazetelerde yazılanlardan biraz farklıydı aslında. Önceki hafta oynanan maçta hocamıza karşı bazı protestolar olmuştu. Ben de hocamızın maçtan önce bizle yaptığı konuşmada oldukça duygulandım. Bir gol atarsam hocama koşmayı düşündüm içimden. Golden sonra da öyle yaptım. Yanına koşup kulağına ‘Hocam senin için’ dedim.
Erkan – Adem gol atacağını maçtan önce hissediyor zaten. Gol attığı maçlardan önce odama gelip ‘ben bu maçta gol atacağım’ diyor ve sonra da atıyor. Mesela son Gençlerbirliği maçından önce hiç bir şey konuşmadık ve o maçta gol atamadı. Ama ben Adem’in çok daha iyi yerlere geleceğine inanıyorum, çünkü o çok iyi bir oyuncu.
Bundan sonrası için neler düşünüyorsunuz?
Erkan – Bundan sonra aynı şekilde çalışmaya devam edip takımda sürekli forma giymek istiyorum. Bence Eskişehirspor 7. sırada olmayı hak etmiyor. Bu takımın mutlaka Avrupa kupalarında mücadele etmesi lazım. Biz de bunu sonuna kadar zorlayacağız. Önümüzdeki maçlarda ben de daha fazla forma giyebilirsem daha mutlu olurum.
Adem – Benim de sözleşmem bu yıl bitiyor ama Eskişehir’de devam etmek istiyorum. Burası güzel bir şehir. İnsanlar beni seviyor. Kulübümüz ve taraftarımız müthiş. Tabii daha sezon sonuna kadar çok zaman var. Çok şey değişebilir. Ama ben her zaman söylediğim gibi, Eskişehirspor’un vazgeçilmez oyuncularından biri olmak istiyorum. Bunun için de bana göre maçlarda daha fazla oynamam lazım. Ancak hocam bana ne görev verirse onu yerine getirmek mecburiyetindeyim ve ben de öyle yapmaya çalışıyorum. Sonuçta bu benim işim. Hayatımı bundan kazanıyorum. Ve bana göre dünyanın en güzel işi bizim işimiz. Zevkle yapıyorum işimi. Böyle olunca o formayı 5 dakika da olsa, 10 dakika da olsa giymek çok önemli. Bunun değerini bilmek gerekiyor. Belki de bizim yerimizde olmak isteyen milyonlarca insan var. Ama ben sadece biraz daha fazla oynayabilirsem, takımıma daha fazla faydalı olabileceğimi düşünüyorum.